Sabır, müminin en büyük dayanağıdır. İnsan hayatında herkesin taşıdığı bir yük vardır. Kimi geçimle sınanır, kimi hastalıkla, kimi yalnızlıkla, kimi evlatla, kimi de kalbinin daralmasıyla. Sabır, bu yükleri inkâr etmek değil; yükün altında ezilmeden yürüyebilmektir. Sabır, acıyı yok saymak değildir. Acıyı yaşarken Allah’a karşı edebi korumaktır. İşte bu yüzden sabır, sadece bir erdem değil; kalbi ayakta tutan bir imandır.
Sabır denildiğinde çoğu kişi sadece musibet anlarını düşünür. Oysa sabır sadece sıkıntıya karşı değil, nimete karşı da gerekir. Çünkü nimet de insanı bozabilir. Rahatlık, şımartabilir. Bolluk, kalbi dünyaya bağlayabilir. Bu nedenle sabır, insanın hem darlıkta hem bollukta istikamet üzere kalmasıdır.
Sabır, insanın kendini tutmasıdır. Dilini şikâyetten, kalbini isyandan, bedenini yanlış adımlardan korumasıdır. Sabır, olayları değiştirmek için gücü yetmeyen insanın çaresizliği değildir. Sabır, gücü yetmediği yerde Rabbine güvenmesidir. Bu güven, insanın içini ayakta tutar.
Sabır, aynı zamanda zamanla ilgili bir imtihandır. İnsan hemen sonuç görmek ister. Dua eder, bekler. Emek verir, karşılık bekler. İyilik yapar, değer görmek ister. Sabır, bu bekleyişte kalbi bozmamaktır. Sabır, gecikmeyi reddetmemektir. Çünkü bazı şeyler gecikerek olgunlaşır. Bazı dualar, zamanı gelince açar.
Sabır, tek bir hâl değildir. Kalbin farklı alanlarında farklı şekillerde ortaya çıkar. Bu yüzden sabır, üç temel başlık altında anlaşılır.
Birincisi musibete sabırdır. Hastalık, kayıp, ayrılık, sıkıntı ve darlık karşısında kalbi isyandan korumaktır. İnsan üzülür, ağlar, içi yanar; fakat Rabbine karşı kırılmaz.
İkincisi ibadete sabırdır. Namazı devamlı kılmak, harama yaklaşmamak, nefsi kontrol etmek, gece kalkmak, Kur’an okumak ve zikirle meşgul olmak bir sabır işidir. Çünkü nefis rahat ister. İbadet ise nefsi terbiye eder.
Üçüncüsü günaha sabırdır. Günah, çoğu zaman tatlı görünür. Nefis onu ister. Sabır, o isteği frenleyebilmektir. Göz harama kayarken tutmak, dil gıybet etmek isterken susturmak, öfke kabarırken kendini korumak sabrın en zor ama en değerli tarafıdır.
Sabır kıymetlidir çünkü insanı korur. Sabrı olmayan insan, sıkıntıda dağılır. Nimette de dağılır. Öfkelendiğinde kırar. Kırıldığında kopar. Beklediğinde yorulur. Sabır, insanın dağılmasını engelleyen manevi bir bağdır.
Sabır, aynı zamanda kalbin terbiyesidir. Kalp, sabırla yumuşar. Sabırla olgunlaşır. Sabırla derinleşir. Sabır, insanın içindeki aceleciliği kırar. Acelecilik kırıldıkça tevekkül güçlenir. Tevekkül güçlendikçe huzur artar.
Sabır, insanı Allah’a yaklaştırır. Çünkü sabreden insan, dayanmayı Allah’tan öğrenir. Kendine değil, Rabbine yaslanır. Bu yaslanış, kalpte sarsılmaz bir güven oluşturur.
Sabır ile şükür birbirinden ayrılmaz. Mümin darlıkta sabreder, bollukta şükreder. Fakat burada daha ince bir gerçek vardır. Darlıkta sabır, aslında gizli bir şükürdür. Çünkü sabreden insan, Rabbine güvenir. Bollukta şükür ise gizli bir sabırdır. Çünkü nimet insanı azdırabilir; şükür, insanı dengede tutar.
Bu denge kurulduğunda kalp istikamet bulur. İnsanın hayatı değişse bile iç dünyası sarsılmaz. Çünkü kalp, sabır ve şükür arasında bir düzen kurmuştur.
Sabır doğuştan gelen bir özellik gibi görünse de aslında kazanılan bir terbiyedir. Sabır, kalbin eğitimidir. Bu eğitimin en güçlü yolu dua etmektir. İnsan sabır için Rabbinden yardım istemelidir. Çünkü sabır, sadece irade gücü değildir; ilahi bir destektir.
Kur’an okumak da sabrı artırır. Kur’an, insana dünya hayatının geçiciliğini hatırlatır. Peygamberlerin yaşadığı imtihanları anlatır. Böylece insan kendi sıkıntısını yalnız sanmaz. Kalbi güçlenir.
Zikir, kalbi sakinleştirir. Kalp sakinleşince sabır kolaylaşır. Öfke azalır, acelecilik kırılır, insan daha ölçülü davranır.
Ayrıca sabırlı insanlarla beraber olmak da sabrı artırır. Gafil insanlarla oturmak kalbi zayıflatır. Sabırlı ve vakarlı insanlarla beraberlik ise insanı toparlar.
Sabır, kalbe metanet kazandırır. İnsan bir sorunla karşılaştığında hemen dağılmaz. Duygularını yönetebilir. Zihnini toparlayabilir. Kalbi paniklemez.
Sabır, merhameti artırır. Acı yaşayan insan, başkasının acısını daha iyi anlar. Bu da insanı daha yumuşak ve daha anlayışlı yapar.
Sabır, duayı derinleştirir. Sabırsız insan dua eder ama hemen sonuç ister. Sabırlı insan ise dua eder, bekler, teslim olur. Bu teslimiyet, duanın ruhunu büyütür.
Sabır, kalbi Allah’a yaklaştırır. Çünkü sabreden insan, imtihanı kendine değil Rabbine bağlar. Kalbin yönü Rabbine döndükçe huzur artar.
Sabır, müminin hayatını ayakta tutan en büyük manevi kuvvettir. Musibete sabır, ibadete sabır ve günaha sabır olmak üzere farklı yönleri vardır. Sabır; kalbi isyandan, dili şikâyetten, bedeni yanlış adımlardan korur. Sabır ve şükür dengesi kurulduğunda kalp istikamet bulur. Sabır, insanı olgunlaştırır, yüceltir ve Rabbine yaklaştırır.